|
Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. M. Kemal ATATÜRK Bir millet bağımsızlığı dahil herşeyini kaybedebilir.Fakat dilini sakladıkça o millet yaşıyor demektir. H. Nihal ATSIZ Milletlerin sahip olduğu ifade kabiliyetinin ürünleri, kendilerine has birikiminde ve ana dillerinde kıvam bulduğu zaman gerçek bir gücün hâkimiyetine girer. O gücü gerçek yapan, milletin dil deryasından dökülen suyunun aksinde yine kendini görmesi ve düşen her damlanın o deryada, gittikçe büyüyen halka kıpırtılarının dalgalarıyla kıyıya vurmasıdır. Millet fertlerinin dimağında saklı olan cevherlerin gün ışığına çıkması, ancak bu gücün gerçeğiyle birleştiğinde o millet namına bir erdeme ulaşılmış olur.
Bir insanın en iyi kendi diliyle okuduğu, yazdığı ve dolayısıyla düşündüğü bir gerçektir. Bir milletin üretken insanları bu vasıfları ana diliyle gerçekleştirdiğinde yaptıklarının sonucunda en yüksek verimi ve etkiyi elde etmenin önünü açmış olur. Bu sayede, mensup olduğu milletini bilim ve teknoloji alanında ileri bir seviyeye ulaştırma gayretiyle çalışanlar ülkesinin üretimine katkı sağlar. Bilimsel tespitler kendi dilinden uzaklaştıkça üretkenliğin de düştüğünü, hatta yok olduğunu göstermektedir. Ana dilde değil de yabancı bir dilde eğitim almak, düşünme kabiliyetinin üretkenliğe geçişine prangalar vurmuş, bir esaret zinciri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve sonuçta eğitim gördüğü yabancı dili çok iyi konuşan fakat düşünemeyen, düşünemediği için de üretemeyen, ülkesinin üretimine katkı sağlayamayan nesillerin yetişme tehlikesi doğar. Eğer; toplumun güncel becerilerinin ve düşüncelerinin kısıtlanması anlamına gelen bu tehlike; kendi kültürel değerlerinden beslenen özgün çözüm önerilerinde bulunamama illeti olarak kendini gösterirse toplum fertlerinde, o milletin yok olmaya mahkûm olduğunu söylemek kehanet olmayacaktır. Böyle bir neslin bilim adına yapacakları çalışmalarla, muasır medeniyetlerin üzerinde bir seviyeyi yakalamak mümkün müdür? Bilimin her geçen gün takip edilmesi zor bir şekilde ilerleyişinin fiziksel boyutu olduğu kadar kültürel bir boyutu da vardır. Bilim hayatında kaydedilen gelişmeler kültürel hayatta kendini hem yeni kültürel biçim ve değerlerle yol açmak şeklinde hem de var olan kültürel değerleri değişime uğratmak ve bazen de yok etmek şeklinde kendini göstermektedir. Bu kültür değişim kendini büyük ölçüde dilde göstermesi sebebiyle kültürel, ekonomik ve jeopolitik değerlerin himayesinde, kendisine kaynaklık eden dili de beraberinde getirmektedir. Günümüzde bu dilin İngilizce olduğu söylenmektedir. Bu amaçla bilim dili olarak kabul görülen İngilizce konusunda Türkiye’de sömürge ülkelerini aratmayan uygulamalar mevcuttur. Bunların başında yabancı dilde eğitime izin veren ilim ve teknoloji kisvesi altında Batı’nın teraneleriyle baştan çıkan tavizkar bir zihniyet gelmektedir. Ne yazık ki; çağdaş uygarlık seviyesini bu teranelerde gizlenmiş zanneden, aydın olmayı konuşabildiği yabancı dil sayısıyla bağdaştıran, niceliğin niteliği yenmesine göz yuman, bir sürü sözde aydın bu uygulamanın ne gibi sonuçlar doğuracağını idrak etme zahmetine katlanmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren 1954 yılına değin İngilizce ile eğitim yapan Türk Okulu yoktur. Zira Atatürk, eğitim dilinin tümüyle Türkçe olması konusundan taviz vermemiş ve bu uygulamanın takipçisi olmuştur. Türk’ün atası, eğitimin “milli” olmasını Türkçe eğitime bağlamıştır. “Türk devletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına egemen ve esas kalacaktır” diyen ulu önder, milli duygu ile dil arasında da ilişki kurarak, dili milli duygu ve bilincin gelişmesinde başlıca etken olarak görmüştür. Fakat önderinin bu hassasiyetini koruyamayan bir neslin evlatları da 27 Aralık 1949’da ABD hükümeti ile “Eğitim Komisyonu” kurulması hakkında ikili anlaşma imzalamıştır. O gün, Milli Eğitim Bakanlığı’nda 4 Türk, 4 Amerikalı 8 kişiden oluşan ve Türk milli eğitimine yön verecek olan bu heyet, yabancı dilde eğitim kararı almıştır Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde yabancı dilde eğitim veren birçok okul bulunmaktaydı. Bir ülkeyi işgal etmenin en kolay yolunun dilini yok etmek olduğunu tarih bir kez daha gözler önüne sermiştir. Atatürk bu okulların hemen hepsini Lozan’da kapatmayı başarmıştır ve 3 Mart 1924’te, Cumhuriyet’in ilk aylarında, Öğretimin Birleştirilmesi Yasası’nı (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) çıkarmış, birkaç okul dışında, yabancı dille eğitimi yasaklamıştır. Ne acıdır ki; Türkiye’de yabancı dilde eğitim ilk defa onun ölümünün ardından, onun tarafından kurdurulan TED Yenişehir Lisesi’nin eğitim dilinin Türkçe’ den İngilizce’ ye çevrilmesiyle başlamış, Amerika’nın yardımlarıyla kurulan ODTÜ’yle sürmüş, Robert Koleji’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüştürülmesiyle taçlanmış ve Hacettepe, Dokuz Eylül, Ege üniversiteleriyle devam etmiştir. Yabancı dilde eğitim politikası yalnızca yüksek öğretimle kalmamış; Anadolu Liselerine konan uygulamayla orta öğretimde yabancı dilde eğitim en üst seviyeye ulaşmıştır. Yabancı dilde eğitim yapan okulların gittikçe arttığı görülmektedir. Sırf İstanbul'da İngilizce, Fransızca, Almanca İtalyanca eğitim yapan orta dereceli okulların sayısı 150'nin üzerende. Bütün ülkede ise özel okulların sayısı 1995 yılı itibariyle 871'dir. Ve Türkiye’de 16 üniversitemizde tümüyle İngilizce, 1 üniversitemizde tümüyle Fransızca öğretim yapılıyor. Birkaç bölümü dışında öğretim dili İngilizce olan üniversite sayısı çok fazla olduğu görülmektedir. Bunların da bilim adına yapıldığını söyleyen ve ne yazıktır ki buna inanan kitlenin miktarı az değildir. Sonuç olarak ülkemizin en iyi üniversiteleri ya tamamen, ya da kısmen İngilizce eğitim verdiklerinden dolayı da ülkemizde Türkçeden ziyade Türkçeye hâkim olan bir eğitim dili oluşmuştur. Türkiye'de bilim dili Türkçedir. Türkçe tarih boyunca ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda olduğu gibi "bilim Dili”dir ve üretime bağlı olarak da bu özelliği giderek genişleyecektir. Bilim, ancak o ulusun anadili ile (resmi dil) öğretilebilir. Bilim evrenseldir, ancak onun dili ve yaratma yöntemleri milli olmak zorundadır. Kişi hangi dil ile eğitim almışsa o dilin ve o dile hâkim kültürün önce hayranı, sonra savunucusu olur. Yabancı dil ile eğitim kendi milletine, milli değerlerine, milli hedeflerine uygun bir insan tipi yetiştirmesi beklenemez. Dünyada en genç yaşta profesör olan Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu, Türk Aynştayn’ı olarak bilinen Oktay Sinanoğlu bir bilim insanı olarak şunları söylüyor: “İnsanlar istedikleri dili öğrensinler, ama eğitim bir ülkenin kendi diliyle yapılır. Az bilenlerin hiç bilmeyenlere öğrettiği bilim, bilim değildir.” Yıllarını Amerika’nın en büyük üniversitelerinde hocalık yaparak, dünyada konferanslar vererek geçirmiş bir kişi olan Türk bilim adamı Sinanoğlu, milletlerin yabancı dille eğitim yaparak kimliklerini, bağımsızlıklarını nasıl kaybettiklerini, ama buna karşılık sömürgecilerin nasıl kazandığını da sözlerine ekliyor. Ve Sinanoğlu kendisinin eğitimimin yarısını tamamen Türkçe dille, Türkiye'de liseyi bitirinceye kadar aldığını, bu eğitimle Amerika’ya gidip, üç sene birden atladığını ifade ediyor, kendisini Türkiye’nin yetiştirdiğini gururla dile getirmeyi kendine bir borç sayıyor. Yabancı dil öğrenmenin bu kadar revaçta olduğu, dil bilmeyenin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü bir ülkede Sinanoğlu’nun söylemiş oldukları önce zihinlere ters gelebilir. Fakat şu ayrım iyi yapılmalıdır: Ve dünyaya baktığımızda, örnek aldığımız, onlara ulaşmamız bize hedef olarak tayin edilen Batılı ülkelerin okullarında, Alman, Fransız, İtalyan, İspanyol, hatta İsveç üniversitelerinin hiçbirinde kendi dillerinden başkası kullanılmamaktadır. Bilim dilini(!) seçen bir biz kalmışız, anlaşılan Mantıken düşünüldüğü zaman başka dilden okutulan bir bilim dalı ülkemizde kullanılamaz ve kullanılamadığı gibi yabancı ülkelerde de işe yaramayacaktır. Çünkü o dili daha iyi konuşanların seçileceği malumdur. Kullanılmış olsa bile sonuç kendi ülkesine de kendisine de yararı olmayan, yeterli bilgi aktarımından yoksun bir akademik nesil yetiştirmekten öteye geçemez. Bütün bunlar birleşince önümüze ülkede bilim adamı yetişemeyeceği, ülkeyi başka ufuklara taşıyan kimselerin Kaf Dağı’ndan da ötelerde, meçhullerde olacağı manzarası gözler önüne serilmektedir.. Herkes en iyi eğitimi ana diliyle yapar. Halktan kopuk bilimin, halka hizmet edemeyeceği bir gerçektir. Bilim adamı, âlim insan yetiştirmemiz, mili dilden gelen maddi-manevi tecrübe ile duygu ve düşüncelerimizin bize has kültürümüze dayalı yaratıcı gücü korunmamıza bağlıdır. Bakın değerli Akınlı gönlüyle perçinlemiş, Türk âlimi Sinanoğlu ne diyor bu konuda: “Bizim eski âlimlerimizde söyle bir anlayış vardır: Bir âlimin âlim olabilmesi için hem maddi hem de manevi ilimlerde bilgi sahibi olması lazımdır. Biz bunu sonradan keşfettik ve akil ve bilimle, gönülle maneviyatı birleştirmenin gereğini anlattık. Bati her şeyi akla dayamıştır hâlbuki akil bir uzuvdur. Doğu’da aklin üstünde bir şey vardır o da gönüldür. Akli, gönlün yönetmesi gerekir.Bilgisayar yazılımı gibi. Toplumun da gönlü vardır ve bu da harstır, kültürdür.” Sözün kısası bir millete mensup olmak demek öncelikle kafa ve gönül meselesidir. Atatürk’ümüzün de dediği gibi Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. Ve bu anadilimizin eğitim dili olmasına ve bunun kanunlarla güvence altına alınmasına bağlıdır. Yabancı dile aşırı bağımlılık sömürge psikolojisidir. Yabancı dille eğitim bir ulusu sömürmenin en iyi yoludur. Sömürgelerde efendilerin dilini bilmeyenler adamdan sayılmaz. Bu ülkelerde sömüren ulusların dilini bilmeyen adama iş bulunmaz. Düşünmek, planlamak, üretmek, geliştirmek onların işidir. Sömürge aydınlarına ise ancak talimatları uygulamak, bazı düşün gerektirmeyen vasıfsız işlerle avunmak düşer. Birleşmiş Milletler ‘in yaptığı bir araştırmaya ve yayınladığı “Öğrenim Dünyası” adlı kitaba göre Dünya üzerinde yabancı dilde eğitim yapan ülkeler ve oranları verilmiştir. Nijerya, Kenya, Gana, Uganda, Etiyopya gibi sömürge ülkelerinde yabancı dilde eğitimin yaygın olduğu verilerle doğrulanmıştır. Durum böyleyken, bağımsız bir ülke olduğumuz halde niye sömürge ülkelerdeki uygulamalara sarılıp durmamız cahillik ve gafilliğimizin emaresidir. Çünkü bütün sömürgelerde sömürgeci, kendi dilini dünya dili oluyor diye yutturmuştur. Fransızlar da Cezayir'de bunu yapmıştır. Oynan oyun da budur Türkiye'de. Dünyada İngilizce bitiyor, Amerika'da bile İspanyolca almış yürümüş, Çince geliyor. Bütün bunları örtbas etmek adına bizim zihinlerimize kazımak istedikleri İngilizcedir. Sömürgeleşme yabancılaşmayı arttırmakta, yabancılaşma kendi değerlerinden uzaklaştırmakta, sömürene daha da yakınlaşmaktan başka bir alan bırakmamakta ve bu kısır döngü bütün maddi kaynaklarla birlikte insan kaynağının da yabancıların kontrolüne geçmesine neden olmaktadır. Tam bir kıskaç, tam bir kurt kapanı… Hâlbuki diline sahip çıkanlar aynı zamanda ekonomilerine sahip çıkanlardır, tarihlerine sahip çıkanlardır, soydaşlarına sahip çıkanlardır, konuştuğu dilin bilim dili olması ülküsüne sahip çıkanlardır, milli geleceklerine sahip çıkanlardır, daha da önemlisi, milli onurlarına sahip çıkanlardır.” Dil, milli kültürün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir araç olduğu gibi, milli duygunun gelişmesinde ve bağımsızlığın korunmasında da önemli bir etkendir. Dil, milli kültürün ve milli kültür de bağımsızlığın temelidir. Dilimizin korunması ve yaşaması ise eğitimin ana dilde yapılmasına bağlıdır. Be nedenle bağımsız ülkelerin anayasaları resmi dili aynı zamanda eğitim dili olarak güvence altına almış, resmi dil dışında eğitimi yasaklamıştır. Hatta bazı ülkelerde (örn. Avusturya) yabancı öğrencilerin dahi farklı bir dilde eğitim görmeleri yasaklanmıştır Yabancı dil öğretimi için eğitim-öğretim dilinin mutlaka yabancı dilde olmasının gerekmediğini çarpıcı bir örnekle sunmak istiyorum. “Skale” dergisi 1993 yılı 1. sayısında yayınlanan "Sayılarla Avrupa Topluluğu" yazısında verilen bilgiye göre Avrupa topluluğunda 20–24 yaş arası gençlerin % 83'ü en az bir yabancı dile hâkim, bu daha yaşlılarda % 50 civarında. Belçika, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerde oran çok daha yüksek. Buna karşın Avrupa'da bütün orta öğrenim ve üniversite öğretimi kendi ana dillerinde yapılıyor. Diğer bir örnek, nüfusu sadece 10 milyon olan Macaristan'da bütün okullar Macarca, tek bir üniversite 1991 sonrası İngilizce açıldı, ama öğrencileri yabancı. Macarca ülke dışında hiçbir ülkede kullanılmadığı halde her konuda bizden çok daha fazla Macarca kitap basıyorlar ve her Macar da bir yabancı dil biliyor. SSCI'ca taranan dergilerde yayımlanan makalelerin ülkelere göre sıralamasında ilk 20 sırada yer alan ülkelerden yalnız Hindistan yabancı dilde öğretim yapıyor. Yani her ülke kendi dilinde öğretim yaparak bilim üretebiliyor, diller bilim üretimine engel değil. Bu durumun yanı sıra eğitimin ve yaşamın her alanında ana dilini muhafaza eden Çin gibi ülkelerin gelişimi de ortadadır. Hindistan bile sömürgelikten kurtulduktan sonra Hintçeye dönme çabasında iken bizim eğitim dilindeki bu yöntemi devam ettirmemiz nedendir bilinmez. Yabancı dil öğrenmek veya bilmekle yabancı dilde eğitim aynı şey değildir. Yabancı dil öğrenmek, bir çeşit bilgilenmedir, ancak yabancı dille eğitim bir bakıma "ihanet"tir. Yabancı dille eğitim Türkiye'yi yeniden Sevr yıllarına götürmek isteyen güçlerin dayatmasıdır. Sözde soykırım yasalarını hazırlayanlarla yabancı dille eğitimi dayatanlar aynı merkezlerdir. Eğer Türkiye’de milli eğitim esas ise bunun gerektirdiği gibi davranılmalıdır. Yabancı dille eğitim yapılan bir sistemin adı, ''milli eğitim'' olamaz. Bağımsız ve onurlu hiçbir ülke, geleceğinin dayanağı olan gençliğini yabancı dil ve kültür sistemine, yabancı hayranlığına terk edemez. Kesinlikle yabancı dil öğrenimine karşı değiliz. Yabancı dildeki kaynaklarından faydalanmalı, onları okumalı, araştırma yapmalıyız. Aksi halde dışa açılamayız, uluslararası platformda sözümüzü geçiremeyiz. Başta akademisyenler olmak üzere, her lisans mezununun hatta her Türk vatandaşının en az bir yabancı dili çok iyi öğrenmesinden yanayız. Türkçemizin gelişmesi, diğer Türk Cumhuriyet ve toplulukları tarafından tercih edilmesinin öne çıkarılması için, bilim ve teknolojik gelişmenin halk tarafından anlaşılması, izlenmesi için eğitim-öğretim dili Türkçe olmalı, ama yabancı dili de herkese öğretebilmeliyiz. Atatürk’ün şu sözlerini unutmamak dileğiyle : …“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.” Hanife KURT |